Ne tuhaf... Yıllarca ve yıllarca... Beklemek? Neyi beklediğini bilmeden. Kimi beklediğini bilmeden. Tek bir duygu ve belirsiz bir anı. Karanlık, seçilmeyen.
Ve onca yıllık beklemeden sonra, gelen rüyalar dizisi. Kaç yıl oldu? 10? Veya daha fazla?
Tüm bu rüyalar dizisi... Ama bu rüyaları bırakmak istemiyorum. Orası bizim dünyamız, bizim planlamamız, bizim mutluluğumuz... Ve bırakmak istemiyorum, rüyaları.
Neden bırakalım? Bulabildiğimiz tek huzur bu ufacık bir rüya içine sıkışmışken? Yalnız ve amaçsız hayatımdan sıyrılışım.
Acımasız, başarısız hayatından sıyrılışı...
Ve tüm bu siyahlığın ortasında otururum. Önümde dizüstüm, yanımda kahvem. Romanımı yazarken... O gelir. Bana ve romanıma bakar. Ve sorar... tüm gün aklımdan çıkaramadığım kar beyazı saçları.
Gülerim ona. Yazılarımı gösteririm.
'İşte o.'
Yine de merakı son bulmaz. İfadesiz yüzü, biraz merakla aydınlanır. Biraz da kıskançlıkla?
'Onlarda ne buluyorsun?'
Tekrardan sorar. Çok kısa bir zaman düşünürüm... Sonra gülümserim.
'Onlar, sana olan aşkımı ifade edişim.'
Hafifçe gözleri açılır. Her hangi bir tepki veremez. Bense tekrardan romanıma bakarım. Onu okur, yorumlara gülerim. Belki de kalan tek mutluluğumdur bunlar? Uyanıkken huzurlu hissedebildiğim tek anlar?
'Bak. Ne kadar eğlenceli yorumlar var!'
Kahvemden bir yudum daha alırım. O ise 'Biraz da benimle ilgilen.' der. Bunu demesiyle, her şey silinir zihnimden. Ayağa kalkar ve tam karşısına geçerim. Artık bu karanlık diyarda yalnızca ikimiz varızdır.
Tam karşısında ona bakarım. Onu incelerim. Sütlü çikolatayı andıran o tenine bakarım. Kısa saçlarının dağınık oluşuna... Ne kadar dağınık olasalar da muntazamlardır. Giydiği simsiyah kıyafetlerine bakarım. Dikkatim tekrardan yüzüne gider ve biçimli gözlerinin güzelliğini düşünürüm. Ve o dudakları... Nasıl bir varlıktır bu karşımdaki?
Allah'ın yarattıkları arasında kuşkusuz en mükemmeli o'mudur, bilemem. Ancak emin olabildiğim bir şey varsa; onu yaratır, biçimlendirirken ki dokunuşlarının büyük... çok büyük bir sevgiyle olduğudur.
'Bana sarıl.'
Kısık sesiyle, kırılgan fısıltısıyla ulaşır bana. Ona istemediği hiçbir şeyi yapmak istemeyen ben ise tüm kısıtlamalarının kaldırıldığını hisseder ve büyük bir sevinç, mutluluk duyarım. Onunda beni istediğinden emin olarak hızlı bir adım atarım, kollarımı vücuduna sararım. Ellerim sırtına gider ve yüzümü göğsüne gömerim.
Kollarımı sardığım bu bedeni, sıcaklığını hissederim. Artık yalnız bir gecede değilimdir. Sarıldığım biri vardır. Hep benim yanımda olan, her şeyimi bildiği halde... Bu boşlukta iki kırılmış olarak birbirimizi bulmuşuzdur. Pek çok yaramız iyileşir.
'Bana bak.'
Başımı göğsünden çekip yüzünde gezdiririm bakışlarımı. Ve tekrardan aşık olurum, yıllardır onu her görüşümde ki gibi. Ama bu sefer biraz daha farklıdır. Bu sefer, o istemiştir bunu. Ona dokunmamı ona bakmamı. Ve bu içimde çok daha farklı fırtınalar ortaya çıkarır. Hiç olmadığım kadar aşık olurum.
Gözlerinde takılı kalırım. Uçsuz bucaksız o topraklar da... Sanırım... biraz kaybetmişimdir kendimi. Takılı kalırım. Arada kızıllıkların olduğu o gözlere. Kahvenin en güzel tonudur o gözler. Ve bana bakıyorlardır.
Her daim hatırlayacağımdır bu gözleri... Öleceğim günden sonra bile.
Ve hiçbir şey, sonsuza dek sürmez. Gözlerimi açarım, yalnız ve amaçsız olduğum hayattan bir güne daha...
Ve onca yıllık beklemeden sonra, gelen rüyalar dizisi. Kaç yıl oldu? 10? Veya daha fazla?
Tüm bu rüyalar dizisi... Ama bu rüyaları bırakmak istemiyorum. Orası bizim dünyamız, bizim planlamamız, bizim mutluluğumuz... Ve bırakmak istemiyorum, rüyaları.
Neden bırakalım? Bulabildiğimiz tek huzur bu ufacık bir rüya içine sıkışmışken? Yalnız ve amaçsız hayatımdan sıyrılışım.
Acımasız, başarısız hayatından sıyrılışı...
Ve tüm bu siyahlığın ortasında otururum. Önümde dizüstüm, yanımda kahvem. Romanımı yazarken... O gelir. Bana ve romanıma bakar. Ve sorar... tüm gün aklımdan çıkaramadığım kar beyazı saçları.
Gülerim ona. Yazılarımı gösteririm.
'İşte o.'
Yine de merakı son bulmaz. İfadesiz yüzü, biraz merakla aydınlanır. Biraz da kıskançlıkla?
'Onlarda ne buluyorsun?'
Tekrardan sorar. Çok kısa bir zaman düşünürüm... Sonra gülümserim.
'Onlar, sana olan aşkımı ifade edişim.'
Hafifçe gözleri açılır. Her hangi bir tepki veremez. Bense tekrardan romanıma bakarım. Onu okur, yorumlara gülerim. Belki de kalan tek mutluluğumdur bunlar? Uyanıkken huzurlu hissedebildiğim tek anlar?
'Bak. Ne kadar eğlenceli yorumlar var!'
Kahvemden bir yudum daha alırım. O ise 'Biraz da benimle ilgilen.' der. Bunu demesiyle, her şey silinir zihnimden. Ayağa kalkar ve tam karşısına geçerim. Artık bu karanlık diyarda yalnızca ikimiz varızdır.
Tam karşısında ona bakarım. Onu incelerim. Sütlü çikolatayı andıran o tenine bakarım. Kısa saçlarının dağınık oluşuna... Ne kadar dağınık olasalar da muntazamlardır. Giydiği simsiyah kıyafetlerine bakarım. Dikkatim tekrardan yüzüne gider ve biçimli gözlerinin güzelliğini düşünürüm. Ve o dudakları... Nasıl bir varlıktır bu karşımdaki?
Allah'ın yarattıkları arasında kuşkusuz en mükemmeli o'mudur, bilemem. Ancak emin olabildiğim bir şey varsa; onu yaratır, biçimlendirirken ki dokunuşlarının büyük... çok büyük bir sevgiyle olduğudur.
'Bana sarıl.'
Kısık sesiyle, kırılgan fısıltısıyla ulaşır bana. Ona istemediği hiçbir şeyi yapmak istemeyen ben ise tüm kısıtlamalarının kaldırıldığını hisseder ve büyük bir sevinç, mutluluk duyarım. Onunda beni istediğinden emin olarak hızlı bir adım atarım, kollarımı vücuduna sararım. Ellerim sırtına gider ve yüzümü göğsüne gömerim.
Kollarımı sardığım bu bedeni, sıcaklığını hissederim. Artık yalnız bir gecede değilimdir. Sarıldığım biri vardır. Hep benim yanımda olan, her şeyimi bildiği halde... Bu boşlukta iki kırılmış olarak birbirimizi bulmuşuzdur. Pek çok yaramız iyileşir.
'Bana bak.'
Başımı göğsünden çekip yüzünde gezdiririm bakışlarımı. Ve tekrardan aşık olurum, yıllardır onu her görüşümde ki gibi. Ama bu sefer biraz daha farklıdır. Bu sefer, o istemiştir bunu. Ona dokunmamı ona bakmamı. Ve bu içimde çok daha farklı fırtınalar ortaya çıkarır. Hiç olmadığım kadar aşık olurum.
Gözlerinde takılı kalırım. Uçsuz bucaksız o topraklar da... Sanırım... biraz kaybetmişimdir kendimi. Takılı kalırım. Arada kızıllıkların olduğu o gözlere. Kahvenin en güzel tonudur o gözler. Ve bana bakıyorlardır.
Her daim hatırlayacağımdır bu gözleri... Öleceğim günden sonra bile.
Ve hiçbir şey, sonsuza dek sürmez. Gözlerimi açarım, yalnız ve amaçsız olduğum hayattan bir güne daha...
Yorumlar
Yorum Gönder