Ne tuhaf... Yıllarca ve yıllarca... Beklemek? Neyi beklediğini bilmeden. Kimi beklediğini bilmeden. Tek bir duygu ve belirsiz bir anı. Karanlık, seçilmeyen. Ve onca yıllık beklemeden sonra, gelen rüyalar dizisi. Kaç yıl oldu? 10? Veya daha fazla? Tüm bu rüyalar dizisi... Ama bu rüyaları bırakmak istemiyorum. Orası bizim dünyamız, bizim planlamamız, bizim mutluluğumuz... Ve bırakmak istemiyorum, rüyaları. Neden bırakalım? Bulabildiğimiz tek huzur bu ufacık bir rüya içine sıkışmışken? Yalnız ve amaçsız hayatımdan sıyrılışım. Acımasız, başarısız hayatından sıyrılışı... Ve tüm bu siyahlığın ortasında otururum. Önümde dizüstüm, yanımda kahvem. Romanımı yazarken... O gelir. Bana ve romanıma bakar. Ve sorar... tüm gün aklımdan çıkaramadığım kar beyazı saçları. Gülerim ona. Yazılarımı gösteririm. 'İşte o.' Yine de merakı son bulmaz. İfadesiz yüzü, biraz merakla aydınlanır. Biraz da kıskançlıkla? 'Onlarda ne buluyorsun?' Tekrardan sorar. Çok kısa bir zaman dü...
Zaman ne tuhaf? 2 yıl, göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ve gitmiş. İsmime yaraşır tembelliğimle günlük tutmayı bile unutmuşum. 2 yıl önce dinlemiş ve hayranı olmuş olduğum, günümüzdeyse unuttuğum şarkıyı açtım, bir kez daha. Sting- A Thousand Years. Ve tek bir diyeceğim var. — WAOW! İşte bu. Ağzımı geniş mi genişçe açarak, tüylerim ürpererek... Anlatılamayan beni anlatabilen daha iyi kaç şarkı var? Daha iyisi hiç var mıdır? Beni anlatan, anlattığım hikayeyi anlatan... Ve her mısrası, hikayemin gidişatını belirleyecek bir şarkı! Her mısrasında ayrı hayat buldu, olaylar. Olaylar dizileri... İlhamlar, gitmem gereken yolu çizen bir harita adeta! İçime aydınlık tutan ufak mum ışığı! Şimdiyse hikayemi nasıl işleyeceğim. Gidilen yön belirli, anlatılması gerekilenler belli. Ancak nasıl? Ne şekilde? Hangi kelimelerle? Doğruluğunu nasıl bulabilirim? Narin, kıvrak, keskin ve kesinlikle tahmin edilemez! Güzel bir ağacı; yemyeşil büyük yaprakları...